UNABOMBER's profileUNДß۝ΜβΕŔPhotosBlogListsMore Tools Help

UNДß۝ΜβΕŔ

<º))))><.•´¯`•. DÜNYAYI RAHAT BIRAKIN ¸.•´¯`•.¸><((((º>
March 15

ADORNO - Minima Moralia'dan Seçmeler

Tek sorumlu davranış biçimi şu olabilir: Kendi bireysel varoluşumuzu bir ideolojiye dönüştürmekten kaçınmak ve özel yaşamımızı da en alçakgönüllü, en iddiasız ve en gürültüsüz biçimde sürdürmek - ama iyi yetişmiş olmanın bir gereği olarak değil, bu cehennemde hâlâ soluyabilecek havayı bulabiliyor olmanın utancından ötürü

Yaşamın üretim sürecine bağımlı kılınması, bizim kendi üstün irade ve seçişimizin sonucu sanmaya pek yatkın olduğumuz o yalnızlık ve yalıtılmışlığın bir benzerini zaten herkese bir aşağılanma olarak tattırmaktadır. Kendi tikel çıkarları söz konusu olunca her bireyin kendini bütün ötekilerden daha iyi sayması da, başkalarına bütün müşterilerin toplamı olarak kendinden daha çok değer vermesi kadar eski bir bileşenidir burjuva ideolojisinin

Her türlü işbirliği, toplumsal katılma ve kaynaşmanın bütün insanca değeri, insanlık dışı koşulların sessizce onaylanmasını örten bir maskedir yalnızca, insanların çektikleri acılardır asıl paylaşılması gereken: Onların haz ve eğlencelerine doğru atılmış en küçük adım, acılarının daha da şiddetlenmesine yol açacaktır

Alçakgönüllülük ve tenezzül birdir. Ezilenlerin zaaflarına ayak uydururken, aslında bu zaaflarda iktidarın önkoşulunu onaylamış ve egemenliğin uygulanabilmesi için zorunlu olan kabalığı, duyarsızlığı ve şiddeti kendimizde de geliştirmiş oluruz. Eğer bugün tenezzül jesti bir yana bırakılmışsa ve ortada görünen sadece uyum ve kaynaşmaysa, bunun bir tek nedeni vardır: İktidarın bu kusursuz gizlenişi, yadsıdığı sınıf ilişkisinin daha da amansızca sürmesine hizmet ediyordur.

Kendi evimizi ev olarak görmemek, orada kendimizi "evimizde" hissetmemek, ahlakın bir parçasıdır. Bugün bireyin kendi mülkü karşısında düştüğü zor durumu biraz olsun gösterir bu - hâlâ herhangi bir mülkü kalmışsa tabii. Oynamak zorunda olduğumuz oyun şudur: Artık özel mülkiyetin kimseye ait olmadığını, çünkü tüketim mallarının bu kadar bollaştığı koşullarda hiç kimsenin bunların kısıtlanması ilkesine tutunmaya hakkı olmadığını, ama yine de sırf mülkiyet ilişkilerinin körce sürdürülmesine hizmet eden o bağımlılık ve muhtaçlık durumuna düşmemek için bile kişinin bazı şeylere sahip olmak zorunda olduğunu görmek ve dile getirmek. Ama bu paradoksun tezinin varacağı yer yıkımdır: Nesneler karşısında, sonunda insanlara da yönelen sevgisiz bir umursamazlık. Antitez ise, telaffuz edildiği anda, rahatsız bir vicdanla sahip oldukları şeylere tutunmak isteyenlerin ideolojisine dönüşür. Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz

March 06

J.M COETZEE

Coetzee, Güney Afrika'da doğdu. Uzun süreden beri Avustralya'da yaşıyor. Dünyaca önemli bir çok edebiyat ödülünü ve son olarak da Nobel'i almasına rağmen hiç ropörtaj vermiyor. Sadece yazdıklarıyla ve politik tavrıyla varolmayı seçiyor. Nobel'i aldığında bile konuşmadı. Hatta bu ödülü reddedeceği bekleniyordu. Reddetmedi, çünkü yüklü bir çek hayvanların ve sistemin yok saydığı çeşitli grupların işine yarayacaktı. Türkçeye de çevrilen romanları:

 BARBARLARI BEKLERKEN - Ezen ile ezilenin bir alegorisi.Yıllarca sulh yargıçlığı yapan bir adamın zaman içinde değişen duygu ve düşünceleri, kurbanların yanında yer alması sonucunda hapse düşüşü.

MICHAEL K NASIL YAŞADI - Anlayamadığı bir savaşın içine düşen sıradan bir insanın yaşadıklarını, doğa ile ilişkisini unutulmayacak etkide anlatıyor. Baş yapıt denebilir.

DEMİR ÇAĞI- Güney Afrika'nın politik gerçekleri, farklı açılardan birbirine "öteki" olan iki kahraman üzerinden işleniyor.

 DÜŞMAN - Robinson Crusoe'nun öyküsünü bir kadının bakış açısıyla aktarıyor. Bu romanda Cuma bir kadın olarak karşımızda.

 UTANÇ - Başından sonuna dek gereksiz tek bir sözcük ya da cümle içermeyen bir roman. Ahlak kurallarının yanı sıra insanların uydukları kuralların tümünü tersine çeviriyor, insan olmanın ne anlama geldiğini araştırıyor Coetzee.

PETERSBURG'LU USTA - Yazar bu romanı bir başka yazarın, Dostoyevski'nin kafasının içinden yazıyor. İnsan zihninin çelişkilerini riske girerek aktarmış. Müthiş bir değişimin eşiğindeki Rus toplumunun da dönemsel tablosunu görüyoruz.

 ROMANCININ ROMANI - İnsanlığın hayvanlar karşısında takındığı tutumu, ahlaki, estetik ve felsefi açıdan derinliğine işliyor. Roman kurgu ve kurgu dışı yöntemlerle inanılmaz bir özgünlüğe sahip.

J.M Coetzee ile görüşme fırsatı bulan Z. Oral anlatıyor-Yıl 1993. Güney Afrika'dayım: Johannesbourg'da tarihi bir gün yaşanıyor. Başkan De Klerk ve Nelson Mandela'nın el sıkışıp kucaklaştığı, "Ortak Hedefler" toplantısını açtıkları güne tanıklık ediyorum… Ve yıl 1994. Güney Afrika'da ilk kez siyahların da katılacağı genel seçimler yapılacak ve ben seçim öncesi nabız yoklamak için yine oradayım.

 J.M. Coetzee'nin Cape Town Üniversitesi'nde ders verdiğini öğrendiğim an, "Barbarları Beklerken" ve "Michael K. Nasıl Yaşadı" (Adam Yayınları) kitaplarını okuyup hayran olduğum yazarın peşine düşüyorum. "Kimseyle görüşmez, röportaj vermez, çok ketum ve nemruttur" uyarılarına aldırmıyorum. Telefon'daki sesi buz gibi. Saatlerce dil döküyorum. "Röportaj vermiyorum" diyor. Kitapları hakkında düşüncelerimi sıralıyorum. Telefon konuşması uzadıkça uzuyor… Yanılmıyorsam buzları eriten şu cümlem oldu: " Siz, 'Barbarları Beklerken' kitabınızda anlattığınız çölün yalnız burada, Güney Afrika'da mı olduğunu sanıyorsunuz! Dünyanın her yerinde, bizde de barbarlar bekleniyor!" Sessizlik… Uzun sürdü… Sonunda "Tamam gelin" dedi. "Üniversite'de , sanat blokları, 206 numaralı oda."

 Cape Town Üniversitesi, kent dışında geniş yemyeşil bir alana yayılmış. Sanat Bloklarını buldum. 206 numaralı odayı buldum. Kapıyı vurdum. Kapının gerisinde bir anahtar döndü. Kapı açıldı. Karşımda J.M. Coetzee… İçeri girdim. Telefondakinden çok daha sıcak bir sesle "hoş geldiniz" dedi, yolu kolay bulup bulmadığımı sordu. Arkamdan kapıyı yeniden kilitlerken, "Kusura bakmayın, güvenlik gereği…" diye bir şeyler mırıldandı.

Bembeyaz bomboş bir odadayım. Bir masa iki iskemle, önü camlı bir kitaplık. Duvarlarda, masada ne bir resim ne bir fotoğraf… Kişisel her şeyden arınmış, sanki içinde kimse yaşamıyormuş gibi bir oda… Buzlu camdan kitap adları bile seçilmiyor. Kepenkler ve perdeler sımsıkı kapalı… Ben odayı incelerken, "Telefonda da söyledim, soruları yanıtlamıyorum. Soru sormadığınız sürece kalabilirsiniz," diyor.

 Tamam, o şartla kabul etmişti görüşmeyi, madem soru soramayacağım, "sohbet"e başlamak için, odaya ilişkin gözlemlerimi sıralıyorum. " Burada tek şahsi eşyam, bilgisayarım." diyor. "İşimi burada yapıyorum," diyor. "İşimi" sözünü öyle bir söylüyor ki, "işim yazmaktır"ı çıkarıyorum… Kitaplarından ya da yazmaktan söz ettiğimde, konuyu değiştiriyor. Bana Türkiye, dolaştığım öteki Afrika ülkeleri ve Güney Afrika izlenimlerim üzerine sorular soruyor. Yanıtlıyorum… Sonra yine sessizliğe gömülüyoruz… Arada, örneğin yaklaşan seçimlere ilişkin "umutlu musunuz?" gibi bir soru ağzımdan kaçtığında… "Umut mu?" diyor, "Umut mu?" sanki bu sözcüğü yaşamında ilk kez duymuşçasına…

"Barbarları Beklerken" kitabına isim babalığı eden Kavafis'den, şiirinden söz ediyoruz… Sonra yine sessizlik… O sıralarda 53-54 yaşlarında olmalı. Ama sanki bin yaşındaymış gibi görünüyor. Çok alçak sesle konuşuyor, çok ağır hareket ediyor. Üzerinde milyonlarca ton ağırlığında bir yük varmış gibi. Tanrım ben hiç bu kadar hüzünlü bakışlar, bu kadar yalnız bir yüz görmemiştim. Ama o hüznün gerisinde müthiş bir öfke var. "Çok mu öfkelisiniz?" diye soruyorum. Ve hemen ekliyorum: "Çok mu yalnızsınız diye soramayacağımdan, çok mu öfkelisiniz? diye sordum" diyorum. Hani soru sormayacaktın, gibilerden bir bakış atıyor… Yine karşılıklı susuyoruz… Neredeyse bir saatin sonunda, izin istediğimde, beni kapıya geçirirken, gülümseyerek, "Öfkeyle yaşanmaz" diyor.

Bu, o sıralarda, Güney Afrika'nın her yerinde seçim öncesi en sık kullanılan sloganlardan biriydi. Kendi düşüncesi olarak mı söyledi, yoksa sloganı mı tekrarlıyor acaba diye düşüne düşüne Coetzee'nin yanından ayrıldım.

Dilimde, Kavafis'in dizeleri: "... hava karardı, barbarlar gelmedi. / Ve sınır boyundan dönen habercilere göre, / Barbarlar diye kimseler yokmuş artık. / Peki , biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? / Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza..." İşte Coetzee'yle baş başa geçen bir saatin öyküsü…

February 25

Darwin'in Kabusu

Afrika'da Viktorya Gölüne bırakılan bir etobur balık, hızla çoğalarak gölün ekolojik dengesini altüst etmiş.

Göldeki bütün balıklar yok olmuş, suyun ısısı ve birçok özelliği değişmiş.

Nil levreği olarak adlandırılan bu balık, gölün etrafındaki ülkelerin yaşam koşullarını da değiştirmiş.

 Göl kıyısına kurulan fabrikalarda, balığın eti işlenerek tüm Avrupa ülkelerine satılıyor. Ancak başta Tanzanya olmak üzere bölge halkı akılalmaz bir açlıkla karşıkarşıya.

Günlük kazançları 1$ ve ve hergün binlerce ton balık eti uçaklarla Avrupa'ya taşınıyor.

Üstelik bu uçaklar,boş gelip dolu gitmiyor. Her seferinde silah ve cephane getirip balık etiyle dönüyorlar.Bölgede süren iç savaşın silahlarını bu uçaklar taşıyor. Halk, olup bitenlerden habersiz.

 Çarpıcı görüntülerle süren bu belgeseli kaçırmayın. Aşağıdaki adresten belgeselle ilgili açıklamaları daha geniş olarak bulabilirsiniz.

 http://www.roninfilms.com.au/get/files/2419138238.pdf http://www.darwinsnightmare.com/

myspace

Stuff for your blog!

February 24

şiirler

YAZIK

 Hazırlayın beni, ardıç ve tuz

üfleyerek yoluma

Ufku kayıp giden kıyıda

etekleri kraliçe, etekleri cadı

ve tuğ

Siyahlığı sürüklenir gemilerin uzun

Bu gidiş kırılmalı yol düğüm, gazap

İn ağacından çok sesli kuş,

ölü bir zamana varmadan çizmeler,

Demirden kafesler getiriyor sana su

 

Sus kafesinde, ne yazık

Kara adımlarında karada

 boğazlayamadın Kolomb’u

 

elif sofya

myspace

İNEKLER

Sana sular verdik

Çavlan ve karanlık

Ellerimizde dişi dökülmüş bir inek

Eskitilmiş gözlere sahip

Kimin tanrısı yoksa

Ona bakacağım demekte

 

Sana yumuşak taşlar verdik

İçinde suların izi

İçinde nehir yatağı

İçinde içi boş kabuk

 

Biz buraya sonra’dan geldik

Zaman başucumuza asılmadan

Hızara hazır başlarını ineklerin

Görmezden geldik

                         E. Sofya

February 01

sözler

Bu gün mümkün olanlar, mümkün kaldıkça imkansız bir insan olmayı sürdüreceğim.

myspace

Sistemi değiştirmek imkansız görünebilir, ama bunu sürdürmeyi göze almak da kabul edilemez.

January 31

BASIN-YAYIN

DEVLET

AYGITININ

EN GÜÇLÜ

YARDIMCISI:

MEDYA

 

Quote

www.gazetealemi.com

gazetealemi

 

                                                  www.gazetealemi.com

 

Unabomber spaces
January 30

Özgürlüğe Dair

 

Quote

Özgürlüğe Dair

 İnsanı kısıtlayan her şeyden kurtulmanın bir yolu mutlaka vardır...

 Fazla söze gerek yok; gerek anlatmaya çalıştığı şeylerle, gerekse müziğiyle gerçekten de mükemmel bir animasyon. Buyrun, izleyin;

http://www.bozzetto.com/freedom.htm

Unabomber spaces
January 29

.

EFENDİSİZ

 

Quote

TED
THEODORE J.KACZYNSKI
Unabomber spaces

January 25

GEL

Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics

 

Myspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter GraphicsMyspace Glitter Graphics, MySpace Graphics, Glitter Graphics

...

HAYVANLARI, SADECE İNSALAR GİBİ DAVRANDIKLARINDA KOMİK BULURUZ. PEKİ GERÇEKTE KOMİK OLAN KİM?

 

Quote

sancezz

                                                                     
picturepicture picturepicture  picture picture  picture

January 23

HAVA-CIVA

İSTANBUL için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

KÜRESEL ISINMA HIZLA ARTIYOR.

İnsan Türü,

Bu Felaketin de Sorumlusudur.

Ne Soluk Alacak Temiz Hava Ne de Yaşanacak İklim Bıraktı.

Unabomber spaces
January 21

TED

THEODORE J.KACZYNSKI

UNABOMBER

Hayatınız daha anlamlı daha kûfi bir karışım Siyahlığın en farklı tercümesi

Hayatınız, benzemezlerin titrek gölgesi içinde kült Ondan böyle gülmeniz, Gülmemeniz.

Eksikleri işaretiniz ondan

Sesinizin sıçraması gün içinde meselâ

 Kalkması, doğrulması gövdenizin

Güneşe doğru yürümesi

İndirmesi sabahları yerinden.

Siz, tekdüze bir geliş bulsanız. Bir gidiş. İşaretleriniz silinmese

Hiç kimse inmese yüksekliğinize

Bilinir miydi korkusu

Erir miydi toz, toprak

Gülünç bir imza gibi kâğıtlarınıza düşer miydi göç

Kaç heceli bu kayboluş

 

Gözleri ince bir kızmış yokluğunuz.

                                                    

                                                               Elif Sofya

Unabomber spaces
Unabomber spaces
 
Photo 1 of 16

ZİYARETÇİ

No list items have been added yet.